HALKTAN BİR SOSYALİST: “KALORİFERCİ ABBAS”

Onu eski TİP’te herkes, Kaloriferci Abbas” olarak tanırdı… Partinin en eski üyelerindendi. 1968’de “işçi kesiminden Genel Yönetim Kurulu’na seçilmişti. 1969 seçimlerinde, TİP’in Ankara milletvekili adayı idi. Okuryazarlığı yoktu. Ama etkili bir halk hatibiydi. Mitinglerde kürsüye genellikle Can Yücel’den, Çetin Altan’dan, Mehmet Ali Aybar’dan önce çıkar, ortamı bir güzel ısıtır, alanı sonraki konuşmacılara hazırlardı. Aybar’ın çok sevdiği bir emekçiydi…

Yanlış anımsamıyorsam kürsüdeki ilk konuşmasını 1963 yılında Çankaya İlçe Kongresi’nde yapmıştı. O günü şöyle anlatmıştı:

“Çankaya ilçe delegesi olarak ilk konuşmamı yapıp kürsüden inince, başta Aybar olmak üzere bütün Genel Merkez yöneticileri boynuma sarılarak beni kutladılar. Hepsinin gözleri yaşarmıştı. O kongrede Çankaya İlçe Yönetim Kurulu’na seçildim. İki yıl sonra Ankara İl Yönetim Kurulu’na seçildim. Ankara’da Dilşat Düğün Salonu’nda TİP’in Büyük Kongre’si yapıldı. Mehmet Ali Aybar, beni Genel Yönetim Kurulu listesine almış. 40 kişilik Genel Yönetim’in arasından ayrıca Merkez Yürütme Kurulu’na getirildim…”

EŞİNİ YİTİRİNCE KABUĞUNA ÇEKİLDİ

Abbas Uğurlu’yla kırk yıla yaklaşan bir dostluğumuz oldu. Onun yaşamöyküsünü yazmayı çok istedim. Bu konuda küçük bir başlangıç bile yaptım. Önçalışma için Abbas’ın Ankara Dikmen / Keklikpınarı’ndaki gecekondusuna birkaç kez gidip geldim. Önemli notlar da aldım. Ama her buluşmamızda laf lafı açıyor, sohbet başka konulara kayıyor, kalabalık ev ortamında verimli bir tarih çalışması yapılamıyordu. Bu yüzden işin sonunu getiremedik…

Araya yıllar girdi. Abbas, sevgili eşi Aliye Hanım’ı yitirdikten sonra dış dünya ile ilgisini kesip kabuğuna çekildi. Son zamanlarda onunla ilgili haberleri, sendikacı oğlu Kemal Uğurlu’dan alıyordum. Abbas, artık evinden çıkamıyor, kimseyle görüşemiyordu. Seksen yaşın ağır ve yıpratıcı izlerini taşıyan bedeni iyice yorgun düşmüştü…

Onu, 2002 yılının 23 Mayıs günü yitirdik. Hem de ne yitiriş…Yunus Emre’nin dediği gibi:

“Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin.”

Gazetelerde tek satırlık haber bile olmadı Abbas Uğurlu’nun ölümü…

İŞÇİLİĞE ÇOCUK YAŞTA BAŞLADI

Abbas Uğurlu, 1922 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Hardal köyünde dünyaya geldi. Altı kardeştiler. Köyde rençberlik yapıyorlardı. 1937 yılında, çocuk yaşta Çukurova’ya çalışmaya gittiğini söylemişti bana. Tarsus’taki kanal yapımında amele olarak çalışmış. Mersin’de hamallık, bahçe işleri yapmış. Daha sonra sanayi işçiliğine geçmiş. 1952 yılında TMO’nun Akdağmadeni ofisinde bekçilik yapmış. 1963’te Elektrik ve Etüt İdaresi’ne kaloriferci olarak girmiş. Onun Kaloriferci Abbas” unvanı buradan gelir. Benim Abbas’la tanışıklığım da o yıllara rastlar. 1979’da Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden işçi emeklisi olarak ayrıldı, ama ölümüne değin emekçilerin davasına bağlı kaldı.

AYBAR’IN GÖZÜYLE ABBAS UĞURLU

Abbas‘la ilgili çalışmaya başlarken, Mehmet Ali Aybar’ın da görüşünü sormuştum. Aybar, 27 Şubat 1991 tarihli mektubunda Abbas‘ı şöyle anlatıyordu:

Abbas Uğurlu’yu İşçi Partisi’nde tanıdım. 1962 sonları olmalı… Zor günlerdi. Egemen çevreler, 12 işçinin kurduğu TİP’ten rahatsız olmuşlardı. Gelişmesini engellemek için her çareye başvuruyorlardı: Davalar, taşlı sopalı saldırılar… Ama en etkili silahları, halk arasında TİP’lilerin Sovyet ajanı olduğunu yaymaktı. ‘İşçi Partiliyiz…’ diye söze başladığımızda, kahveler boşalır; bizlerle ilgilenmeyen beş on yaşlı kişi kalırdı içerde. Komünistlik suçlaması, halk arasında etkili olan bir silahtı: Komünizm gelirse camiler kapanacak; kadınlar, kızlar, ortak mal haline gelecekti… Abbas, partiye o zor günlerde girdi. TİP’in öteki partiler gibi bir parti olmadığını hemen kavramıştı. TİP’te ikilik çıktığı günlerde de hep Parti çizgisini, Bağımsız Türkiye Sosyalizmi’ni savundu. İşçilerin kendilerinin iktidar olmasını savundu. Abbas’ı hep sevgi ve saygı ile anıyorum.”

Aybar, bu mektubuyla birlikte, iki adet de “Neden Sosyalizm” adlı kitabından göndermişti. Birini bana, birini Abbas Uğurlu’ya imzalayarak…

TÜM SEVGİLİ ÖLÜLERİMİZİ ANARAK…

Abbas Uğurlu’nun yaşamöyküsünü yazamadım ama, “Acının Külrengi kitabımda 60’lı yılların devrimcilerinden söz ederken onu da unutmadım. İşte o şiirden bir bölüm… Abbas Uğurlu ve tüm sevgili ölülerimiz için:

“Şerafettin Atalay’la bir öğle vakti
Turlamıştık Sıhhiye-Bakanlıklar arasında
Başımızda kavak yelleri
İçimizde olmadık hınzırlıklar
Koşturmuştuk peşimizden toplum polislerini
‘Fruko’larla köşe kapmaca oynamanın keyfini çıkararak
O bizim mangal yürekli il başkanımızla.

Sonra evinin önünde öldürdüler onu
Amasya’da hain bir pusuda…

Nerde şimdi aşklarımın ve kavgalarımın başkenti
Sokaklarında kol kola yürüdüğüm güzel insanlar?
O gözü kara sosyalist militanlar
Kaloriferci Abbas, Çöpçü Cemal, Fukara Tahir
Ümran Baran, Şükran Deriş, Ayı Atilla…”

Abbas Uğurlu, sosyalizmi yaşamın içinde öğrenmiş ve partili savaşımın “tadına” varmış bir emekçiydi. Onu hep en güzel haliyle, Kaloriferci Abbas olarak anımsayacağız. Işıklar içinde yatsın…

ATTİLA AŞUT
Latest posts by ATTİLA AŞUT (see all)

Yazar Hakkında: ATTİLA AŞUT

5 Ekim 1939’da Trabzon’da doğdu. İlk ve ortaokulu doğduğu kentte okudu, liseyi Ankara’da tamamladı. İlk yazı ve şiir denemeleri, Ceylan, Küçük Afacan gibi çocuk dergileriyle Tan gazetesinin Çocuk Sayfası’nda yayımlandı. 1957’de Ömer Turan Eyüboğlu’nun Hâkimiyet gazetesinde çalışmaya başladı. 1957-1969 yılları arasında, Trabzon’da yayımlanan birçok gazetede muhabir, yazar, teknik sekreter ve yayın yönetmeni olarak çalıştı. Ömer Turan Eyüboğlu’nun 1960 yılında ölümünden sonra Hâkimiyet gazetesinin yayın sorumluluğunu ve haftalık Sanat Sayfası’nın yönetmenliğini üstlendi. Kıyı dergisinin kuruluş çalışmalarına katıldı. Daha sonra Hizmet, Sonhaber, Ses gibi yerel gazetelerde yazılar yazdı; Dünya, Akşam, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinin Trabzon muhabirliğini yaptı. 1965-1968 yılları arasında, Sömürücülüğe Karşı Savaş adlı haftalık toplumcu gazeteyi çıkardı. Trabzon’da Gazeteciler Sendikası’nın, Devrim Ocağı’nın ve Türkiye İşçi Partisi'nin kurucuları arasında yer aldı. Sonraki yıllarda Politika, Yeni Ulus ve Çağdaş gazetelerinde çalıştı. Görüş dergisinde sendikal ağırlıklı yazılar yazdı.  12 Mart’tan sonra yurtdışına çıktı, 12 Eylül döneminde Mamak Askeri Cezaevi’nde 37 ay tutuklu kaldı. 1988 yılında Adımlar dergisinin Ankara Haber Müdürlüğü'nü yaptı. 1990-1991 yılları arasında, Nükleer Savaşın Önlenmesi İçin Hekimler Derneği'nin (NÜSHED) Genel Yönetmenliği'ni üstlendi, bu kuruluşun Son Reçete adlı dergisini çıkardı. 1993'te, Aziz Nesin'in başyazarlığını yaptığı Aydınlık gazetesinde "Üçüncü Göz" yazılarını yazmaya başladı. Daha sonra Siyah Beyaz gazetesine Kültür-Sanat Editörü olarak girdi. Edebiyatçılar Derneği'nce 1994'te yayımlanan SIVAS KİTABI / Bir Topluöldürümün Öyküsü adlı belgesel yapıtın editörlüğünü yaptı.  Birçok kitaba yazar ve editör olarak katkıda ulundu. Şiirleri ve sanat yazıları, belli başlı yazın dergilerinde ve seçkilerde yer aldı. Şiirlerinden bir seçmeyi 2001 yılında Serander Yayınları’ndan çıkan Acının Külrengi adlı kitabında topladı. Daha sonra Günlerin Kıyısından / Trabzon Yazıları adlı deneme kitabı 2011 yılında Kıyı Yayınları’ndan çıktı. Köşeyazılarından oluşan Siyah Beyaz Yazılar adlı dosyası ise 2014’te yayımlandı.  Dil ve yazın alanında çeşitli ödülleri var. Çağdaş Gazeteciler Derneği, Dil Derneği, PEN Yazarlar Derneği, BESAM, TÜSTAV üyesi ve Sürekli Basın Kartı sahibidir.

İlgili Yazılar

4 Comments

  1. Geçmişin mücadelesini, çekilen acıları bir vefa örneği göstererek dile getiriyorsun Ustad.Aslında hepimizin hayatına dokunduğun,hatiralarimiza yolculuga cikardiğin için kaleme yüreğine sağlık.

  2. İçten yorumunuz için teşekkür ediyorum Salim Çetin kardeşim. Ben yıllarca Abbas Uğurlu gibi aydınlanmış emekçiler ve emekten yana toplumcu aydınlarla birlikte çalışmanın mutluluğunu yaşadım. Onların anıları yüreğimin en derin yerindedir. Bu güzel insanları genç kuşaklara tanıtmayı görev biliyorum. “Vefa yazıları”mın toplumda karşılık bulması beni sevindiriyor. Sağ olun, var olun.

  3. Değerli baba dostu büyüğüm Attila abim.
    Vefakarlığın ve gelecek kuşaklara aktardığın bilgi birikimlerin için sonsuz teşekkür.Sağlık ve güzel haberlerin bizleri mutlu ediyor.Sevgiyle

  4. Sevgili Senayi,

    Abbas Uğurlu da sevgili baban Fevzi Kavuk gibi Türkiye İşçi Partisi’nin halk önderlerinden biriydi. Onlar bir dönemin efsane insanlarıydı. Kendileriyle yoldaşlık ettiğim için mutluyum. Yordam Yayınları’ndan yeni çıkan “Proletaryanın Büyülü Kutusu”nda Fevzi Kavuk’a da yer vermiş olmanın sevincini yaşıyorum. Bu vesileyle Kavuk ailesine içten sevgilerimi iletiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir